Domuz bağı çaresizliği midir bu!
Yine şehitlerimize ağladık... Hani her zaman yaptığımız gibi. Sözde cümleler ve kelimelerle, en ileri kafalılarımız terörü lanetledi... Lanetledik...
Dudaklarımız kıpırdadı alabildiğince. "Şehitler ölmez, vatan bölünmez!" nidaları yankılandı yine...
Biz Türküz ya hani, şehitlerimizin ardından başımız dik, alnımız açık durabiliriz. Elimizden gelen bu, yapabildiğimiz ve yapabileceğimiz sadece bu.
Çünkü biz, damarlarında abdestsuyundan bozma kanın dolaştığı bir avuç leş kargasının kurduğu, halleş, hain, iğrenç bir oyunun tam ortasındayız. Elimiz ayağımız bağlanmış ve yapamadığımız ne varsa dilimize vurmuş artık...
Erdal Sarızeybek'in, "İhaneti Gördüm" adlı kitabında yazdığı gibi;
"Doğruysa eğer, son yirmi yılda ik yüz milyar dolar harcamışız terörle mücadele için. Bu kanlı oyunda, terörist dediklerimizden ölenlerin sayısı otuz bin. Giden canımız ise otuz beş bin. Kesin rakamları bilmiyoruz, söylemiyorlar. İstiklal savaşında toplam şehidimiz 2.546. Bu Çanakkale değil, bu Anafartalar değil, bu ne biçim bir oyun?" *
Hatayı yönetenlerde, yıllar önce "ben olsam vururdum" deyip vuramayan bu ülkenin cumhurunun başlarında değil, hatayı kendimizde, yani bu ülkenin asıl sahiplerinde, seçilmişlerinde değil, seçenlerinde buluyorum...
Eğer ki biz... Birbirimize bu kadar uzak olmasaydık, birbirimizi sevmeye bu kadar geç kalmış olmasaydık. Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık... Şimdi alev alev yanmıyor olacaktık. Ateş düştüğü yeri yakmıyor olacaktı... Alın bizi, ne yaparsanız yapın dercesine, elimiz ayağımız domuz bağıyla bağlanmışcasına çaresiz olmayacaktık...
Bunca zaman umursamayanlar, şimdi de olduğu gibi umursayıp, bu vahşeti kimlerin desteklediğini, bu pis oyunun finansörlerinin kimler olduğunu, yılanın başını ezmeye tarihe yönveren bir neslin torunlarının gücünün neden yetmediğini açıklamayanlar, açıklamaya gücüyetmeyen bu aciz seçilmişler susmaya devam etsinler...
Elbet bir can damarı vardır bu milletin. Verecek olan bir muhtırası daha vardır...
Basit bişey değil bu sevgili dostlar... Otuz beş bin candan bahsediyoruz...
Şimdi ben burada kalemimle, on iki can için binlerce isyan yazarım... Binlerce doğruyu şu aciz fikrimle birilerinin suratına çarparım. Fakat, ne binlerce isyan, ne binlerce söz, ne kurulmuş edebi cümleler, özenle seçilmiş sözcükler, laf salataları, üretilen ütopik fikirler... Hiçbiri giden canların bir tanesine dahi kefalet olamaz...
Tek bir gerçek vardır! Acıdır ama bu bir gerçektir. Silahsızlanma diye yırtınanlar bu gün dağdaki hainin eline silahı verenlerin ta kendileridir. Ve dağdaki terörist, hiçbir zaman çareyi, sazda sözde aramamıştır... Onların sloganları filan da yoktur...
Onların bizden can almaya yarayan silahları vardır... Ve biz sloganlarımızla avunmaya, kürsülerden sözde ultimatomlar vermeye devam ettiğimiz sürece de var olacaktır!
· Alıntıdır
· http://www.haberprogram.com/yz.php?yid=2&yyid=822
·
8 Ekim 2007 Pazartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)