17 Mart 2018 Cumartesi

Son bilindik son


Hayat bazen tatlıdır ama her zaman değil. Yaşamdan bıktığımız anlar da olur ...
Zevk aldığımız da… Ama aslında hayat yalan diyenlerde var tabii ya da hayat bir sahne ...
Biz de oyuncularız diyenlerde... Bazen düşünüyorum da yaşam gailesinin içinde yok olup gidiyoruz.
Kaçımız yaşamak istediğimiz hayatı yaşıyoruz. İçimizde kalanlar neler.
Yapmak isteyip de yapamadıklarımız ne kadar çok...
Nelerden vazgeçtik mesela sırf eşimiz istedi diye...
İstediğimiz işte mi çalışıyoruz gerçekten...
Tatmin ediyor mu işimiz bizi yoksa para kazanmamız gerektiği için mi sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz dışarıdaki milyonlarca işsiz insanı düşünüp bir işimiz var diye şükrederek...
Polyannacılık mı oynuyoruz çoğu zaman farkında olmadan.
Ya öğrenciler... Okuldan kursa koşturup duruyorlar ...
Gençliklerini doyasıya yaşayabiliyorlar mı...
Niye bu koşuşturmaca ... İyi bir gelecek için değil mi...
Ama kaçı istediği üniversitede okuyabilecek...
Kaçı istediği mesleği seçecek...
Kaçı açıkta kalacak...
Hayata nasıl atılacak o gepegenç çocuklar...İnsan ömrü 20 yaşlara kadar okumakla geçiyor neredeyse.
Sonra askerlik ve iyi bir iş...Bunlar artıların tabii hayatta...
Eğer tamamsa evlilik...
Helal süt emmiş bir kız ya da bir erkek...
Kız tarafı ve erkek tarafının anlaşabilmesini ummak.
Kazasız belasız evlenebilmek ...
Ve sürdürebilmek evliliği her şeye rağmen.
Her şeye rağmen diyorum çünkü bizim toplumumuzda maalesef iki kişiyi kendi hallerine bırakmıyor ebeveynler…
Aslında onların istedikleri çocuklarının mutlulukları ama nedense her işe burunlarını sokup çocuklarını mutsuz etmek için her şeyi yapıyorlar…
Evlenirsin hani çocuk derler...
Bir çocuğun varsa ikincisi ne zaman diye sorarlar...
Hani zorunlusun ya başkalarını mutlu etmeye...
Başkaları için ne kadar çok yaşarız aslında..
Ve el alem ne diyecek diye davranışlarımıza, giydiklerimize bile dikkat etmez miyiz.
Dediklerine uymaya çalışmaz mıyız etrafımızdakilerin sanki kuralmışçasına...Kimse üzülsün istemeyiz de hep üzülen biz olmaz mıyız…
Neyse bunlar da geçer...
Zaman akar su gibi. Durdurmak istediğin anlarda zamanı gücün yetmez ki …
Birkaç güzel an hatıralarında yerini almıştır bile çoktan. Yaşanan gün mazi olur ya o yüzden söylüyorum…
Kreşti , ananeydi, babaanneydi, hastaydı, okula gidecekti derken…
Çocuğun büyümüştür biraz...
Bir oh çekersin...Yaş yolun yarısı olmuş...
İşte o zaman durup düşünürsün, hayattan ne istemiştim, ne verdi bana diye...
Ömür dediğin ne ki, yolun yarısına ulaştın bile, nefes alamadan belki kan ter içinde, yoruldun üstüne üstlük...
Neler gördün neler geçirdin, kimleri tanıdın, kimler girdi hayatına, kaçı iz bıraktı sen de.
Neleri sıkıştırdın yaşamına,  aşkı tattın mı mesela, kalp kırıklıkların oldu mu senin de,  gönlünce yaşayabildin mi dolu dolu…
Her şeye boş verebildin mi, çok mu üzüldün yoksa hayatın dikenli yollarında.
Dikenler kanattı mı senin de dizlerini,  ya silen oldu mu kanayan dizlerini,  senin üzdüklerin kimlerdi.
Güldün kimi zaman, ağladığın da oldu inkar etme.
Kendin için ne yaptın, ne yapamadın. İnsan ömrünün ortalama 65 yaş olduğunu düşünürsek;
Emekli olduktan sonra bize kalan zaman, Hep emekliliğe atmaz mıyız isteklerimizi, emekli olunca gitmez miyiz seyahatlere, günler yapmaz mıyız, eşimizle keyifli sabah kahvaltılarının hayallerini kurmaz mıyız.
Ama sağlık sorunları başlayacak belki de yaş ilerleyince. Yani hep böyle oluyor da onun için...
Sonra bir gün dönüp geriye baktığımızda nelerin eksik kaldığını...Bunca yılın göz açıp kapayıncaya kadar nasıl geçtiğini...Fark etmeyecek miyiz...Çocukluğumuz...Gençliğimiz... Ne çabuk yol aldılar değil mi...Dolu dizgin… Dört nala…Tozu dumana katarak…Sırtımıza yükledikleri kamburu bırakarak bize.
Derken…Bir gün vakit gelecek...Hayatımızın şalteri inecek. Her yer kapkaranlık olacak . Hayat bitecek…Uyanamayacağız yeni doğan bir güne bir daha…Güneşin doğuşunu göremeyeceğiz…Oflaya puflaya işe gidemeyeceğiz. Sarılamayacağız çocuklarımıza, öpemeyeceğiz torunlarımızı.
Göçüp gideceğiz bu dünyadan… Yapamadıklarımız içimizde kalacak... Kimseler bilmeyecek... Susmayı seçmiştik ya başkalarını mutlu edebilmek için, hatırlıyor musunuz… Ya biz mutlu olduk mu bu dünyada...Bunu düşünen olacak mı arkamızdan…Gözümüz arkamızda kalacak giderken belki de…Daha neler yapacaktık kim bilir yaşasaydık bu hayat kıskacında.
Düşünün bir kez… Yanımızda götürebildiklerimiz ne… Koca bir hiç... Yaşadıklarımız yanımıza kar kalıyor… Ne kadar yaşayabildiysek artık…
Hepsi bu…Bu kadar…
O gün gelip de çaldığında kapımızı… Kara toprakla bütünleşeceğiz, sarmaş dolaş uyuyacağız ebediyette. Birkaç dost yanımızda evlerine gitmek için sabırsızlanan…Hatırlayacaklar belki hüzünlü çalınan bir şarkıda sizi... Paylaştığınız bir anı anımsayıp da gözyaşı dökecekler birkaç damla sizin için. Çocuklarınız bir Fatiha okuyacak ruhunuza, gelirse akıllarına.
Unutacaklar bir gün...Hiç yaşamamışsın gibi.
Bu dünyadan geçmemişsin gibi...
Soruyorum şimdi size...Hayat boş değil mi aslında..
Neden bunca koşuşturmaca...
Hayatın hoşluğuna kapılıp da yaşıyoruz işte..
Son, bilindik son.
Herkes için aynı...

Hiç yorum yok: