Hayat bazen tatlıdır
ama her zaman değil. Yaşamdan bıktığımız anlar da olur ...
Zevk aldığımız da… Ama
aslında hayat yalan diyenlerde var tabii ya da hayat bir sahne ...
Biz de oyuncularız
diyenlerde... Bazen düşünüyorum da yaşam gailesinin içinde yok olup gidiyoruz.
Kaçımız yaşamak
istediğimiz hayatı yaşıyoruz. İçimizde kalanlar neler.
Yapmak isteyip de
yapamadıklarımız ne kadar çok...
Nelerden vazgeçtik
mesela sırf eşimiz istedi diye...
İstediğimiz işte mi
çalışıyoruz gerçekten...
Tatmin ediyor mu
işimiz bizi yoksa para kazanmamız gerektiği için mi sevmediğimiz işlerde
çalışıyoruz dışarıdaki milyonlarca işsiz insanı düşünüp bir işimiz var diye
şükrederek...
Polyannacılık mı
oynuyoruz çoğu zaman farkında olmadan.
Ya öğrenciler...
Okuldan kursa koşturup duruyorlar ...
Gençliklerini doyasıya
yaşayabiliyorlar mı...
Niye bu koşuşturmaca
... İyi bir gelecek için değil mi...
Ama kaçı istediği
üniversitede okuyabilecek...
Kaçı istediği mesleği
seçecek...
Kaçı açıkta kalacak...
Hayata nasıl atılacak
o gepegenç çocuklar...İnsan ömrü 20 yaşlara kadar okumakla geçiyor neredeyse.
Sonra askerlik ve iyi
bir iş...Bunlar artıların tabii hayatta...
Eğer tamamsa
evlilik...
Helal süt emmiş bir
kız ya da bir erkek...
Kız tarafı ve erkek
tarafının anlaşabilmesini ummak.
Kazasız belasız
evlenebilmek ...
Ve sürdürebilmek
evliliği her şeye rağmen.
Her şeye rağmen
diyorum çünkü bizim toplumumuzda maalesef iki kişiyi kendi hallerine bırakmıyor
ebeveynler…
Aslında onların
istedikleri çocuklarının mutlulukları ama nedense her işe burunlarını sokup
çocuklarını mutsuz etmek için her şeyi yapıyorlar…
Evlenirsin hani çocuk
derler...
Bir çocuğun varsa
ikincisi ne zaman diye sorarlar...
Hani zorunlusun ya
başkalarını mutlu etmeye...
Başkaları için ne
kadar çok yaşarız aslında..
Ve el alem ne diyecek
diye davranışlarımıza, giydiklerimize bile dikkat etmez miyiz.
Dediklerine uymaya
çalışmaz mıyız etrafımızdakilerin sanki kuralmışçasına...Kimse üzülsün
istemeyiz de hep üzülen biz olmaz mıyız…
Neyse bunlar da
geçer...
Zaman akar su gibi.
Durdurmak istediğin anlarda zamanı gücün yetmez ki …
Birkaç güzel an
hatıralarında yerini almıştır bile çoktan. Yaşanan gün mazi olur ya o yüzden
söylüyorum…
Kreşti , ananeydi,
babaanneydi, hastaydı, okula gidecekti derken…
Çocuğun büyümüştür
biraz...
Bir oh çekersin...Yaş
yolun yarısı olmuş...
İşte o zaman durup
düşünürsün, hayattan ne istemiştim, ne verdi bana diye...
Ömür dediğin ne ki, yolun
yarısına ulaştın bile, nefes alamadan belki kan ter içinde, yoruldun üstüne
üstlük...
Neler gördün neler
geçirdin, kimleri tanıdın, kimler girdi hayatına, kaçı iz bıraktı sen de.
Neleri sıkıştırdın
yaşamına, aşkı tattın mı mesela, kalp
kırıklıkların oldu mu senin de, gönlünce
yaşayabildin mi dolu dolu…
Her şeye boş
verebildin mi, çok mu üzüldün yoksa hayatın dikenli yollarında.
Dikenler kanattı mı
senin de dizlerini, ya silen oldu mu
kanayan dizlerini, senin üzdüklerin
kimlerdi.
Güldün
kimi zaman, ağladığın da oldu inkar etme.
Kendin
için ne yaptın, ne yapamadın. İnsan ömrünün ortalama 65 yaş olduğunu düşünürsek;
Emekli
olduktan sonra bize kalan zaman, Hep emekliliğe atmaz mıyız isteklerimizi, emekli
olunca gitmez miyiz seyahatlere, günler yapmaz mıyız, eşimizle keyifli sabah
kahvaltılarının hayallerini kurmaz mıyız.
Ama
sağlık sorunları başlayacak belki de yaş ilerleyince. Yani hep böyle oluyor da
onun için...
Sonra
bir gün dönüp geriye baktığımızda nelerin eksik kaldığını...Bunca yılın göz
açıp kapayıncaya kadar nasıl geçtiğini...Fark etmeyecek
miyiz...Çocukluğumuz...Gençliğimiz... Ne çabuk yol aldılar değil mi...Dolu
dizgin… Dört nala…Tozu dumana katarak…Sırtımıza yükledikleri kamburu bırakarak
bize.
Derken…Bir gün vakit
gelecek...Hayatımızın şalteri inecek. Her yer kapkaranlık olacak . Hayat
bitecek…Uyanamayacağız yeni doğan bir güne bir daha…Güneşin doğuşunu
göremeyeceğiz…Oflaya puflaya işe gidemeyeceğiz. Sarılamayacağız çocuklarımıza,
öpemeyeceğiz torunlarımızı.
Göçüp
gideceğiz bu dünyadan… Yapamadıklarımız içimizde kalacak... Kimseler
bilmeyecek... Susmayı seçmiştik ya başkalarını mutlu edebilmek için, hatırlıyor
musunuz… Ya biz mutlu olduk mu bu dünyada...Bunu düşünen olacak mı
arkamızdan…Gözümüz arkamızda kalacak giderken belki de…Daha neler yapacaktık
kim bilir yaşasaydık bu hayat kıskacında.
Düşünün
bir kez… Yanımızda götürebildiklerimiz ne… Koca bir hiç... Yaşadıklarımız
yanımıza kar kalıyor… Ne kadar yaşayabildiysek artık…
Hepsi
bu…Bu kadar…
O gün gelip de
çaldığında kapımızı… Kara toprakla bütünleşeceğiz, sarmaş dolaş uyuyacağız
ebediyette. Birkaç dost yanımızda evlerine gitmek için
sabırsızlanan…Hatırlayacaklar belki hüzünlü çalınan bir şarkıda sizi...
Paylaştığınız bir anı anımsayıp da gözyaşı dökecekler birkaç damla sizin için.
Çocuklarınız bir Fatiha okuyacak ruhunuza, gelirse akıllarına.
Unutacaklar bir
gün...Hiç yaşamamışsın gibi.
Bu dünyadan
geçmemişsin gibi...
Soruyorum şimdi
size...Hayat boş değil mi aslında..
Neden bunca
koşuşturmaca...
Hayatın hoşluğuna
kapılıp da yaşıyoruz işte..
Son, bilindik son.
Herkes için
aynı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder