Üç Önemli Ekonomi Sorusu
Soru 1: Merkez Bankası’nın Döviz Rezervleri Nasıl Arttı?
Türkiye, yılda yaklaşık 33,3 milyar Dolar
cari açık verdiği halde Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervleri nasıl oluyor
da 84,1 milyar Dolar düzeyinde bulunuyor? Önce bir tablo yapalım (kaynak: TCMB,
Ödemeler Dengesi istatistikleri ve Hazine Müsteşarlığı dış borç
istatistikleri.)
Gösterge
|
2002
|
2017
|
Fark
|
TCMB Brüt Döviz
Rezervi
|
26,8
|
84,1
|
57,3
|
2002 - 17 Toplamı
|
2002 - 17 Ortalama
|
||
Cari Açık
|
548,9
|
33,3
|
|
2002
|
2017
|
Fark
|
|
Türkiye Toplam Brüt
Dış Borç Stoku
|
129,6
|
438,0
|
308,4
|
Tabloya göre Merkez Bankası 2002 sonunda
26,8 milyar Dolar olan brüt döviz rezervlerini bu 16 yıllık sürede 57,3 milyar
Dolar artırarak 2017 sonunda 84,1 milyar Dolara çıkarmış. 2002 – 2017
arasındaki bu 16 yıllık dönemde Türkiye, toplam olarak 548,9 milyar Dolar ya da
yıllık ortalama 33,3 milyar Dolar cari açık verdiği halde nasıl olmuş da döviz
rezervlerini artırmış? Sorunun yanıtı tablonun en alt satırında yatıyor.
Türkiye, 2002 yılında 129,6 milyar Dolar olan toplam brüt dış borç stokunu
308,4 milyar Dolar artışla 2017’de 438 milyar Dolara çıkarmış.
Özetle söylemek gerekirse Merkez Bankası
döviz rezervleri arttı diye övünürken bunun el parası olduğunu unutmamak
gerekir.
Soru 2: Türkiye 2003’den 2017’ye Yüzde 5,8 Ortalama Büyüme Hızını Nasıl
Yakaladı?
Türkiye’nin 2003 – 2017 arasındaki
ortalama büyüme oranı yüzde 5,8 olarak bulunuyor. Türkiye’nin potansiyel
büyümesi yüzde 5 olarak hesaplanıyor. Bu durumda 2003 – 2017 arasında Türkiye,
potansiyel büyümesinin üzerinde büyümüş görünüyor. Aşağıdaki tablo bu büyümeye
yardım eden bazı göstergeleri sergiliyor (kaynak: TCMB, Ödemeler Dengesi
istatistikleri ve Hazine Müsteşarlığı dış borç istatistikleri, TÜİK, GSYH
verileri.)
Çeşitli Göstergeler
|
2003 - 2017
|
Büyüme (%)
|
5,8
|
Cari Açık Toplamı (Milyar USD)
|
548,9
|
Dış Finansman Toplamı
(Milyar USD)
|
600,4
|
Sıcak
Para Olarak Gelen (Milyar USD)
|
385,4
|
Dış
Borç Stoku Artışı (Milyar USD)
|
308,4
|
Özelleştirme Gelirleri
(Milyar USD)
|
60,2
|
Tabloya göre Türkiye bu dönemde yüzde
5,8’lik büyüme ortalamasını yakalarken toplamda 549 milyar Dolar cari açık
verilmiş, buna karşılık 600 milyar Dolarlık dış finansman sağlanmış ve bu
tutarın 385 milyar Doları sıcak para olarak girmiş. Bu sıcak paranın 308 milyar
Doları da dış borç stoklarında artış yaratmış. Yine aynı dönemde bu büyümeyi
destekleyen 60 milyar Dolarlık özeleştirme geliri elde edilmiş.
Özetle söylemek gerekirse Türkiye bu
dönemde potansiyel büyümenin üzerinde bir büyüme ortalaması sağlamak için; cari
açığın artmasına aldırış etmemiş, bu açığı finanse etmek için yüksek miktarda
dış borç almış ve kamu kesimine ait olan üretim birimlerinin önemli bölümünü de
satmış. Yani el parasıyla ve evdeki gümüşleri satarak büyümüş.
Soru 3: Enflasyonda Hedefler Niçin Tutturulamadı?
Enflasyonda uzun süredir açıklanan hedef
hep yüzde 5. Buna karşılık gerçekleşen enflasyon oranları hep bu oranın
üzerinde çıkıyor. Acaba hedefler niçin tutturulamıyor? Bu sorunun üç farklı
yanıtı olabilir: (1) Hedef gerçekçi olmayabilir. (2) Uygulanan para politikası
bu hedefi tutturmaya uygun olmayabilir. (3) Maliye politikası bu hedefe yönelen
para politikasına köstek oluyor olabilir.
(1) Hedef gerçekçi olmayabilir. Yani
Türkiye ekonomisi hiçbir zaman yüzde 5 oranında bir enflasyon oranını
yakalamaya uygun bir ekonomi olmayabilir. Türkiye’nin enflasyon ortalamalarına
bakalım.
Yıllar
|
Ortalama TÜFE
|
Ortalama ÜFE
|
1983 - 2017
|
40,6
|
38,8
|
2000 - 2017
|
15,3
|
15,7
|
2003 - 2017
|
9,2
|
8,3
|
Tabloya bakacak olursak Türkiye’nin 1983
yılından bu yana hiç yüzde 5’lik bir enflasyon ortalamasını hiçbir zaman
tutturamadığını görebiliriz. O halde yüzde 5 gibi bir hedef belirlemenin
gerçekçi olmadığını söylememiz oldukça gerçekçi bir yaklaşım olur.
(2) Uygulanan para politikası bu hedefi
tutturmaya uygun olmayabilir. Para politikasının en etkin aracı Merkez
Bankası’nın bankaları fonlamakta uyguladığı faiz oranı. Türkiye’de enflasyonun
nedeni bir yandan talep, bir yandan da kur artışı kaynaklı maliyet artışı ve
her ikisini de önlemenin yolu faizi yüksek tutmaktan geçiyor. Talebi denetlemek
için insanları tüketimden tasarrufa döndürmek gerekiyor. Onun da yolu yüksek
reel faiz vermek. Kur artışını frenlemenin yolu da yüksek faizden geçiyor.
Merkez Bankası’nın, bankaları fonlamakta kullandığı çeşitli faizlerin ağırlıklı
ortalamasını aldığımızda aşağıdaki tablo ortaya çıkıyor.
Yıllar
|
Enflasyon Hedefi (%)
|
TCMB Ortalama Faizi (%)
|
Enflasyon (%)
|
Sapma (%)
|
2011
|
5,0
|
6,34
|
10,5
|
110,0
|
2012
|
5,0
|
7,55
|
6,2
|
24,0
|
2013
|
5,0
|
5,82
|
7,4
|
48,0
|
2014
|
5,0
|
8,95
|
8,2
|
64,0
|
2015
|
5,0
|
8,42
|
8,81
|
76,2
|
2016
|
5,0
|
8,37
|
8,53
|
70,6
|
2017
|
5,0
|
11,5
|
11,92
|
138,4
|
Merkez Bankası, bu faiz oranlarını
uygulamış ama enflasyonu hedefe yaklaştırmayı başaramamış. Demek ki Merkez
Bankası’nın uyguladığı faiz oranı enflasyonda belirlenen hedefi tutturmaya
uygun değil. Zaten bankaların mevduata verdiği faizin yüzde 14 olduğuna bakınca
Merkez Bankası’nın faizinin düşük olduğu da anlaşılıyor. Buradan iki farklı
sonuç çıkıyor karşımıza: (a) Hedef doğruysa Merkez Bankası yanlış faiz oranı
belirliyor. (2) Merkez Bankası hedefi kendisi seçmiyor ve/veya faiz oranını
bağımsız olarak belirleyemiyor.
(3) Maliye politikası bu hedefe yönelen
para politikasına köstek oluyor olabilir. 2017 yılında Türkiye, düşen büyüme
oranını yeniden yükseltebilmek için ekonomiyi canlandırmaya girişti. Bu amaçla
kredi garanti fonu, vergi indirimleri, sosyal güvenlik prim ödemeleri
ertelemesi, istihdama parasal teşvik gibi yöntemlerle genişletici maliye
politikası uygulamasına geçti. Bu politika, talebi kısarak enflasyonu düşürmeyi
hedeflemesi gereken para politikasıyla çelişen bir uygulama oldu. Ne var ki
2017 yılına gelinceye kadar uygulanan maliye politikası sıkı maliye
politikasıydı. Dolayısıyla maliye politikasının gevşetilmesi para politikasının
başarısızlığının bahanesi olamaz. Buna karşılık 2017’de enflasyonun
yükselmesinin nedeni bu iki politika arasındaki koordinasyonsuzluk olabilir.
Özetle söylemek gerekirse açıklanmış bir
hedef varsa o hedefe uygun politikalar uygulanmalıdır. Aksi takdirde hedefi
tutturamamanın bedeli not düşüşü olabilir.
Mahfi Eğilmez-Kendime Yazılar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder